4 Kasım 2012 Pazar

Arrow


Yine yeni bir dizi. Baştan genel fikrimi söyleyecek olursam; Beauty and the Beast de yaşadığım hayal kırıklığından sonra Arrow’u hiç de fena bulmadım.

Beauty and the Beast’de Kristin Kreuk’u Smallville’den tanıdığımızdan bahsetmiştim. Arrow da ise tanıdık bir oyuncu değil ama tanıdık bir karakter var; Oliver Queen. Smallville’de gizli karakteri Green Arrow adı ile anılan Oliver Queen, bu dizide yeşil kıyafetlerini korusa da gizli karakteri Arrow olarak anılıyor.

Önce kısa özet; Oliver Queen babası, babasının bir arkadaşı ve kız arkadaşının kız kardeşi ile bir yat gezisindeyken geçirdikleri kazadan(!) kurtulan tek kişidir. Kazadan sonra ıssız(!) bir adaya sürüklenen Oliver adada 5 yıl mahsur kalır. Verdiği işareti gören bir balıkçı teknesi tarafından kurtarılan Oliver Queen, medeniyete geri döndükten sonra babasına ölmeden önce verdiği son sözü yerine getirmek için Arrow gizli kimliği ile bir nevi modern Robin Hood olarak adaleti sağlamaya çalışır.

İlk bölümün başında kafama takılan şeyler oldu. Oliver ıssız adada ok ile yayı nereden buldu? Nasıl beslendi de onca kas yapabildi? Vücudundaki işkence izlerini kim yaptı? Nasıl 2 yabancı dil öğrendi? Ama dizide ilerledikçe ipuçları flashbackler şeklinde gelmeye başladı böylece her şeyin mantıklı bir açıklaması olduğunu anladım. Kafa karışıklığım geçtikçe diziye daha bir ısındım.

Biraz da oyunculardan bahsedecek olursam Oliver’ın kız kardeşi Thea Queen’i canlandıran Willa Holland’ı The O.C.’de ilk gördüğümden beri severim zaten, burada da hemen benimsedim. Oliver’ın eski kız arkadaşı Dinah 'Laurel' Lance’i oynayan Katie Cassidy’i ise Gossip Girl’de ilk gördüğüm zamandan beri sevmem; belki de bu ön yargımdan dolayı ona pek ısınamadım. Ama daha sadece 4 bölüm yayınlandı bende sadece ilk 3 bölüm izledim o yüzden dizi ilerledikçe sevebilirim, mümkün.


Son olarak da Stephen Amell nam-ı diğer Oliver Queen. Justin Hartley’nin Smallville’de canlandırdığı Oliver Queen’e alıştığımdan Stephen Amell’ı benimseyebilir miyim acaba diye tereddütlüydüm.  Ama ilk bölümün 10. Dakikasında bütün tereddütler zihnimden silinmişti. Dövüş, kovalama, okçuluk gibi bütün aksiyon sahneleri Stephen Amell’e feci yakışıyor. Zengin şımarık genç adam durumlarında ise mükemmel olmasa da fena değil. Ama şimdi düşününce Justin Hartley baş karakter olarak -Arrow olarak- diziyi pek götüremezmiş, hafif kalırmış sanki.

Oyunculuklar iyi, dövüş sahneleri inandırıcı, konu güzel işlenmiş ilgi çekici. Yani ben daha bayılmadım ama diziyi sevdim. Bir kaç bölüm daha izledikten sonra, karakterlere iyice ısınınca benim için Smallville’in bıraktığı boşluğu doldurabilir diye umuyorum, umutluyum.

2 yorum:

  1. ben ilk bölümün o ilk 10 dakikasından sonra kapatmıştım.Haberi ilk duyduğumda Justin Hartley'i beklemiştim,bu adamı görünce önce bir öyle soğudum.Sonra dizide aynı senin gibi o gossip girl'deki kızı görünce hepten geri durdum.willa holland için azıcık bakayım dedimdi içim kaldırmadı.olaylar ilk etapta sarmadı.bilmiyorum ben herhalde smallville'i baştan güzelcene izleme olayına geri dönerim gibi,ilk sezonu izlemiştim indirip dikkatlice.ordan devam ederim.ama sen böyle yazınca acaba bir ikinci şans versem mi ki dedim arrow'a,bilemedim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence ver ikinci bir şans. hatta ilk iki bölümü izle birinciyi çok sevmesende. birinci bölümde anlamsız gelen şeyler ikinci bölümden sonra daha bir anlam kazanıyor. ama ben bu ara kendime az zaman ayırabiliyorum ya, birden üç bölüm birden izleyebilince ondan da biraz daha hoşuma gitmiş olabilir gerçi. beauty and the beast'den çok çok daha iyi olduğu kesin :)

      Sil