27 Ekim 2012 Cumartesi

Beauty and the Beast


Dizi izlemeyi sevdiğimden bahsetmiştim daha önce. Yine izleyecek yeni bir dizi arayışı içinde imdb.com’da gezinirken bu sezon başlayan yeni dizilerle ilgili bir listeye rastladım. Listeyi incelerken Kristin Kreuk’un resmine gözüm takıldı, böylece de Beauty and the Beast ile tanışmış oldum.

 Sadece Kristin Kreuk’un baş rolde olması bile – ne de olsa uzun bir Smallville geçmişimiz var – ilk bölümü izlemem için yeterliydi ama poster de ilgimi çekmedi değil. Kendi yorumlarıma geçmeden önce dizinin konusu;


Catherine/Cat Chandler (Kristin Kreuk) yıllar önce annesinin ölümüne tanık olmuş; annesinin katilleri onu öldürmeye çalışırken, katillerin ‘Beast’ tarafından öldürülmesi sonucu kurtulmuştur. 9 yıl sonra Catherine Chandler artık New York da görev yapan bir dedektiftir. Üzerinde çalıştığı cinayet mahallinde kayıtlara göre ölmüş olması gereken eski asker Vincent Keller’a (Jay Ryan) ait parmak izi bulunması ile işler karmaşıklaşır. Vincent Keller’ın izi süren Cat ve partneri Tess Vargas (Nina Lisandrello) ilk önce hiçbir sonuca ulaşamaz. Ancak Cat şansını bir daha dener ve Vincent Keller’ı bulur, ancak Vincent yaşadığını ortaya çıkarmaması için Cat’i ikna eder. Aynı cinayet mahallinde bulunan kıl da bulunan DNA, annesinin cinayet mahallinde bulunan DNA ile eşleşince Cat Vincent’dan bazı cevaplar talep eder. Yıllar önce Vincent Keller aslında bir paramedik olarak çalışırken erkek kardeşini 11 Eylül saldırısında kaybedip, orduya yazılmış, ordu da süper askerler oluşturmak için kurulmuş Muirfield operasyonuna katılmıştır. Onlara enjekte edilen ilaçlar duyularını güçlendirmiş ve onları gerçekten ‘süper asker’lere dönüştürmüştür ancak zamanla ilaçların bir de yan etkisi ortaya çıkmıştır. Adrenalin salgıladıkların bu süper askerler bir canavara dönüşmektedirler. Ordu hatasını anlar ve Muirfield operasyonu ile ilgili herkesi yok eder. Ama Vincent (yani Beast) bir şekilde kaçmayı başarmıştır. 9 yıl önceki o gece Cat’i kurtaran da Vincent’dır. 
Bütün bunlar olurken Cat’in Vincent hakkında yaptığı araştırma ve ortaya çıkan DNA örnekleri, Muirfield operasyonun dan hiç bir iz kalmamasını isteyenlerin Vincent’ın hayatta olduğunu anlamalarına neden olur. Cat ve Vincent bundan sonra birbirlerini korumak zorundadırlar...



Büyük ümitlerle izlesemeye başlamış olsamda bu diziyi sevemedim. 
  • Öncelikle Kristin Kreuk mükemmel bir Beauty olsa da dedektif olarak inandırıcı olamıyor. Onu dedektif olarak görünce acaba Amerika’da polisler için bir boy sınırı yok mu diye düşündüm.
  • Jay Ryan ise Beast olabilmek için fazla yakışıklı. Beast’e dönüştüğü zamanlardaki makyajı ise inandırıcılıktan çok uzak.
  • Cat’in partneri Tess Vargas karakterini canlandıran Nina Lisandrello ise çok itici. Acımasız olmaya çalışmıyorum ama Tess karakteri Beast ünvanını Vincent’dan daha çok hak ediyor diye düşündüm ara sıra.
  • Ayrıca görüntüler, dövüş sahneleri bir şekilde hep acemice geldi bana. Ne oyunculuklar ne görüntüler inandırıcıydı. Kristin Kreuk’u “Street Fighter: The Legend of Chun-Li” de izleyip inandırıcı bulmuş olsam da, burada hiç inandırıcı bulamadım.
  • One Tree Hill izlediniz mi bilmiyorum ama ilk sezonlarda bölüm sonlarında Lucas genellikle bir kitaptan alıntı yapar bazen de onları yorumlardı. Bu kısım bana etkileyici gelirdi. Bu dizi de de Cat bölüm sonunda küçük bir konuşma yapıyor ama değil etkileyici gelmek bu kısımlar bana çok bayağı geliyor. (aklımdan geçen bayağı değil “corny” idi ama Türkçesini bir türlü bulamadım. Sözlükte yazanlardan da en yakını “bayağı” gibi geldi.)
  • Son olarak da oyuncular arasında bir uyum eksikliği var gibi geldi bana. Cat ve Tessa arasında bir uyum olmalıydı sanki sonuçta partnerler ama yoktu.

 Diziyi sevemedim dedim ama nefret de etmediğimi söylemeliyim. Daha sadece 3 bölümü yayınlandı belki ilerde karakterlere ısındıkça daha çok sevebilirim bu diziyi. Ama şimdilik bir bölümün ortalarına doğru sıkılıp başka şeylerle ilgilenip sonra geri dönüp bitiriyorum.


Not: Bütün dizi boyunca bana Kristin’in konuşmasında bir gariplik varmış gibi geldi. Aynı gariplik House’a bir bölüm, Bones’a ise bir kaç bölüm  konuk oyuncu olmuş Katheryn Winnick’de de dikkatimi çekmişti. Bazı kelimeleri telaffuzları farklı gibi sanki. Smallville’de böyle değildi halbuki Kristin. Kristin’e ne oldu???

2 yorum:

  1. ben de bunun izlemeye niyetlenmiştim.yaz başında böyle yeni başlayacak dizilerle ilgili reklamlar döndürmeye,haberler falan magazin şeylerine düşmeye başlayınca görüp acayip heyecanlanmıştım hatta sırf kristin kreuk'u göreceğimiz için.önce kısa bir tanıtım gösterdilerdi nette bir dakika falan var yok.sonra ilk bölüm yayınlanmaya yakın uzunca bir tanıtım yayınladılar,böyle 4-5 dakikalık.onu izledikten sonra kararımı vermiştim ben.hakikaten çok kötü görünüyordu.senin dediklerine yüzde yüz katılıyorum üstüne bir de senaryonun,hani işin teknik yanının da çok kötü olduğunu düşünüyorum.hani ellerinde pasta için herşey var,imkanları var ama o kadar kötü ki işin arkaplanındakiler,ortaya çıkan şey yenecek gibi değil.ben bir de sinirlenmişim tabi diziye,o derece:p
    downton abbey izlesene,noluurr:)

    YanıtlaSil
  2. Asıl the borgias'ı izleyin ya, her iddaya girerim seveceksiniz diziyi

    YanıtlaSil