19 Ekim 2014 Pazar

Boyce Avenue

Siz benim kadar geriden gelmediğiniz için muhtemelen çoktan tanıştınız ama ben yeni tanıyorum... Boyce Avenue!


Youtube da ne için geziniyordum nasıl rastladım bilemiyorum ama bir tanışınca bir daha bırakamadım. Orjinallerinden haz etmediğim öyle çok şarkıya öyle güzel coverlar yapmışlar ki kendimi tekrar tekrar dinlerken buldum o şarkıları. Tabi bir de orjinal haline de bayılıp bir de Boyce Avenue'dan dinlediklerim var

Youtube kanallarına da http://www.youtube.com/user/boyceavenue adresinden ulaşabilirsiniz.

Orjinali sevmediğim ama Boyce Avenue versiyonunu sevdiğim bir şarkı için;


White Collar

From thief to 'consultant'...


White Collar aslında konsept olarak The Metalist'e çok çok yakın. Ama The Mentalist'te Patrick Jane (Simon Baker) kendi ajandasıyla polisle çalışmaya başlamışken, White Collar'da Neal Caffrey'in (Matt Bomer) hapisten kurtulmak için başka şansı yok.

Özet olarak Neal Caffrey hapisten kaçıp, tekrar yakalanıp cezasını uzatınca hapisten kurtulmanın yolunu kendisini iki defa yakalayan FBI ajanı Peter Burke'a yardımcı olmakta buluyor. Peter'ın gözetimi altında serbest bırakılan Neal, ona olayları çözmekte yardımcı oluyor. Tabi bu olayın sadece görünen yüzü.  

Ben konu olarak hafif ve eğlenceli buldum. Ayrıca her bölümde çözülen olayların dışında, bazen bölümlerce bazende sezonlarca devam eden daha kişisel gizemler de diziyi daha izlenebilir kılmış bence.

Ama White Collar'a bu kadar takılmamın esas olarak iki sebebi var.

Birincisi oyuncuları çok güzel. Yani öyle güzeller ki içim açılıyor. Sadece oyuncular da değil arada göze çarpan sanat eserleri, Neal'ın apartmanının dekorasyonu, Sara Ellis'in (Hilarie Burton) kıyafetleri hepsi güzel.

İkicisi ise Peter Burke'u canlandıran Tim DeKay. Oyuncuların geri kalanı kadar genç ve güzel değil ama nasıl bir aurası varsa adamın kendisini izledikçe izleyesim geliyor. Tim Dekay ve Matt Bomer arasındaki elektrik de bir acayip. İkisinin beraber oynadığı her sahneden sonra gerçek hayatta da iyi arkadaşlar herhalde diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Son olarak da White Collar ile ilgili tek bir şikayetim Tiffany Thiessen'i daha çok görememek. Peter Burke'un eşi Ekizabeth Burke'ü canlandırıyor kendisi. Öyle tanıdık öyle sıcak geliyor ki oyunculuğu, imdb'de sayfasında gezinip durdum. Ama yok nereden tanışıyoruz bir türlü bulamadım.

23 Ağustos 2013 Cuma

Kontrol

Babama kanser teşhisi konduğunda lise 1'i bitirmek üzereydim. Olayını önemini kavrayamamıştım o zaman. Kanser televizyonda duyduğum uzak bir hastalıktı sanki gerçek bile değildi. Ya annemle babam bizi çok iyi korudu ya da babam çok dayanıklı durdu bilmiyorum ama büyük travmalar geçirmeden atlattık o süreci. Babam normale döndü. Tabi bu arada planladığından erken emekli oldu falan ama ben fark edemeden geçti o dönem. Belki de ergen halimle kendimle o kadar meşguldüm ki benim içim çabuk geçti.

Yıllar geçip her yıl kanser geri döndü mü tetkikleri tekrarlanmaya başlayınca bende ergenlikten sıyrıldıkça büyüklüğünü daha iyi kavramaya başladım hastalığın. Halam da kanser olup babam gibi kolay atlatamayınca her tedavinin sonunda kanser gitti galiba deyip, her kontrolün sonunda gitmediği anlaşılınca daha da korkmaya başladım lanet hastalıktan.

Bugün babamın kontrolü vardı yine. Basit bir kontrol de değil geçirdiği kanserin tipi dolayısıyla acılı bir kontrol testi var. Ama temiz çıktı sonuç. Kanser geri dönmemiş bunca yıldır dönmediği içinde kontroller iki yılda bire indirilmiş. Taşıdığımı fark etmediğim bir yük kalktı omuzlarımdan.

23 Mayıs 2013 Perşembe

Ölüm

Halam vefat etti. Ve benim ailemin dünyası yıkılırken aslında dünya dönmeye devam ediyor. Dünyada binlerce insan ölüyor her gün. Bugün benim halam ölmüşken; ben üzülüyorum ben halamı bir daha asla göremeyeceğim diye durmuyor. Bende durmuş her şeyi düzeltecek bir mucize bekliyorum.

Ama hiç bir şey düzelmiyor.

8 Mart 2013 Cuma

smile




Smile, though your heart is aching
Smile, even though it’s breaking
When there are clouds in the sky you’ll get by
If you smile through your fear and sorrow
Smile and maybe tomorrow
You’ll see the sun come shining through for you

Light up your face with gladness
Hide every trace of sadness
Although a tear may be ever so near
That’s the time you must keep on trying
Smile what’s the use of crying
You’ll find that life is still worthwhile
If you’ll just Smile

14 Şubat 2013 Perşembe

Hastane

Halam aslında yeniden hastaneden çıktı pazartesi akşamı. Hayatımız alt üst olmadı beklediğim gibi. Gerçi Cuma yeniden hastaneye gidecek ve sonraki süreç belli olacak fakat ben yine en kötüsünü düşünmekten alamıyorum kendimi. Gerçi ne düşündüğüm fark etmez cuma günü öğreneceğiz durum nedir ne değildir.

Birde ayağım iyileşmesi 3 hafta sürecek. Ondan sonrada hareketimi yavaş yavaş arttırmam gerekecek falan. İlaçlar kremler  ve muhteşem rahatsız bir bileklik kullanıyorum. ama yürürken eskisi gibi canım yanmıyor pek o yüzden bu da birşeydir.

Bilmiyorum da mutlu değilim. Geceleri lütfen sevdiklerime kötü bir şey olmasın diye dua ederken buluyorum kendimi. Sanki yanlış bir kelime söylesem başlarına kötü bir şey gelecekmiş gibi korkuyorum. Son olaylardan dengem bozuldu o yüzden böyle paranoyak düşünmeye başladım biliyorum ama bu duyguyu üzerimden atamıyorum. Bir süre hiç hastane görmek istemiyorum. Bütün sevdiklerim ben sağlıklı mutlu olalım hastanelerden uzak duralım istiyorum. Böyle düşününce de kendimi müthiş bencil hissedip herkes sağlıklı mutlu olsun diyorum.

10 Şubat 2013 Pazar

Bitmiyor

Halam yine ve yeniden hastanede. Dün küçük bir şey sanılan olay bugün büyüdü büyüdü ve halamın yeniden hastaneye yatması ile sonuçlandı. Ne yapacağız bilmiyorum. Yine ameliyat mı olacak yoksa yine ucu açık bir süre hastanede mi kalacak bilmiyorum.

Aşil tendonumda yazın olan sakatlanma tekrarladığından cumadan beri ben ayağımı uzatıp buzlarla oturuyorum ama annem neye nasıl yetişecek bilemiyorum. Yarın doktora gittikten sonra neye ne kadar koşturabileceğim belli olacak. Annem yine iş ve hastane arasında bölünecek ve eve sadece uyumaya gelecek. Babam hastane ev arasında koşturacak. Gerilmiş teller gibiyiz şu 10 günlük ara hiçbirimizin gevşemesine yetmedi. Önce kim kopacak diye bekliyorum neredeyse. Halamı düşünemiyorum bile, 4 ay hiç iyi hissedemeden sürekli hasta olmak bir ameliyattan çıkıp diğerini beklemeye başlamak korkunç olmalı.

Bir de iş başvurusu olayı var TAI ye başvurdum. Olacağından değil de annem istedi tamam dedim başvurdum. Diğer yerler arasında en çok TAI den gözüm korkuyor benim. Aslında kendime güvenim tamdır böyle konularda, başlarsam yaparım diye düşünürüm hep ama nedense TAI benim ligimin dışındaymış gibi geliyor bana. Bu sabah 9 akşam 6 çilesini çekeceksem eğer o kadar zorlanmayacağım bir yerde çeksem daha iyi olur sanki. Çünkü olayın sosyal kısmıyla boğuşmak benim için diğer insanlardan biraz daha zor. Asosyalliğim tartışılmaz bir gerçek çünkü.

Çok bilinmeyenli denklem gibi hayatım bu ara, çözülmüyor da. hem içimden bir ses çözülse bile çözümleri sevmeyeceğimi söylüyor.